Sanatçıların Hayali Mıntıkaları

Tokatlıyan, Manastır ve Narmanlı hattında

Eda Yiğit

Editör İpek Çınar

Bu metin, SAHA Yazı Dizisi (2026) kapsamında, Orta Format editörlüğünde yayımlanan “Güncel Sanatta Kavramlarla Düşünmek” adlı yazı dizisinin bir parçası olarak yayımlandı.

 


Sanatçılar için yaşam mekanına dönüşen ve hatırlanmaya değer deneyimler sunan tarihi Tokatlıyan Han ile ayakta durmasına rağmen topluluğunu kaybetmiş Tarlabaşı Manastır ve geçmişte kültür-sanat insanlarına yuva olan Narmanlı Han örneklerini Eda Yiğit, arşivin sınırlarını toplumsal belleğe doğru genişleterek inceledi.

Arşivleri oluşturanlar “hatırlanmaya değer” kıldıkları içeriğin nasıl hatırlanacağını belirleyen bir izlek sunuyorlar. Sanatçıların var olduğu mekanlara ilişkin arşivsel kayıtlar ise çoğu zaman spesifik olarak araştırma konusu haline getirildiğinde ve üzerine yazıldıklarında dolaşıma giriyor; aksi halde görünmez kalıyorlar. Arşivlerde gezinmek, benzerlerimizle buluşmayı sağlayan, ortak değerlerden beslenen bir arşiv tutma arzusunu yeşertiyor. Bu gezintiler sonrasında kimi zaman altı çizilen yerleri değiştirmek, işlemek, ayıklamak ve seçki oluşturmak kimi zamansa arşivden çıkıp bir şeyleri baştan aşağı yeniden yazmayı denemek gerekiyor. Bu eksende mümkün olduğu ölçüde mekanların kültürel evrenlerini tasavvur etmeyi sağlayan, tanıklarının seslerine karşı duyarlı bir arşivleme pratiğiyle hareket etmek önem taşıyor. Yaşadığımız çevrede kayıplar sürekli derinleşirken, kesintiye uğrayan deneyimin bilgisini tutmak arşivin sınırlarını toplumsal belleğe doğru genişletmekle mümkün hale geliyor. Bu yaklaşım, aynı zamanda bireysel anlatılar aracılığıyla bir karşı-arşiv pratiği olma niteliği de kazanıyor. Bu nedenle bir Beyoğlu yürüyüşünde aynı rota üzerinde görebileceğimiz, tanıklık ettiğim ve izini sürdüğüm birkaç örneği kurumsal arşivlerin ve kişisel arşivimin ışığında bir araya getirmek istedim.

Bahsedeceğim örnekler, 1990’lardan bugüne, Beyoğlu’nun dönüşümüne tanıklık edenler için bilinen ve anımsanan yerler olmakla birlikte, bu tanıklığı paylaşmayan genç kuşaklar için bilgi ve deneyim açısından büyük ölçüde erişilemez durumda. Hatırlama pratiklerini ortaklaştırmak, kentsel ve kültürel kayıpları kavramanın ötesinde bugün kent kültürüyle ilişkili taleplerin ifade edilmesi ve somutlaştırılması için de önemli bir kaynak. Hatırlamaya değer deneyimleri yalnızca arşiv bağlamıyla sınırlamadan, topluluk mekanları için model olma potansiyellerini düşünerek yeni tahayyüller geliştirmek gerekiyor.

Bu buluşma ve karşılaşma alanlarını, bugünden geriye doğru bir bakışla sıralayacağım. Çoğunlukla 19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren inşa edilen Beyoğlu hanları ve pasajları, modernleşmenin mimari ve kentsel göstergeleri arasındadır. Mimari özgünlükleri ve ekonomik işlevlerinin ötesinde, farklı toplulukların birlikte yaşama pratiklerini barındırmalarıyla da önem taşırlar. Çok dilli, dinî ve etnik çeşitliliğe sahip bu yapılar, kültürel karşılaşmalar açısından zengin kamusal alan pratikleri üretirler.

İlk örnek olarak, 2022 yılından bu yana sanatçılar için yaşam mekanına dönüşen tarihi Tokatlıyan Han’ın hikayesinden söz edeceğim. İkinci örnek, hâlâ ayakta duran fakat topluluğunu kaybetmiş ve sermayeye devredilmiş bir yapı olan Tarlabaşı Manastır. Manastır sadece kendi topluluğunu değil, kentsel dönüşümle birlikte içinde bulunduğu semtin eski sakinlerini de kaybetti. Bugünlerde ise restorasyon süreci tamamlanarak sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak bir otel olarak hizmete açılmaya hazırlanıyor. Fiziksel varlığı koruma altına alınmış olsa da, içi – yani insanı – boşaltılmış bir kentsel mekanın sosyal olarak varlığını nasıl sürdüreceğini birlikte göreceğiz. Son örnek ise 2000’li yılların başına kadar kültür sanat insanlarına yuva olan, İstiklal Caddesi’nin en eski sayılabilecek birkaç yapısından biri olan Narmanlı. Bugün, eski halini bilen birçok kişinin bırakın içine girmeyi, önünden geçmeye tahammül edemediği bir yer. Bu nadide yapı, geçmişine tanıklık edenler ve sakinleriyle şekillenen bir yaşam alanı olarak, tarihsel mekanların potansiyel kullanımları hakkında derin bir sorgulama imkanı sunuyor.

Sanatçıların hem toplulukların içinde olmaya hem de o topluluklardan beslenmeye ihtiyaçları var. Esnafı, zanaatkarları, kültürel aktörleri kapsayan topluluklarla kurulan ilişkiler, sanatsal üretim pratiklerini belirleyen önemli potansiyeller içeriyor. Sanatçının toplumsal alanla ilişkisi hem içeride hem dışarıda olma hali kendine özgü bir hareket alanı kazanmak anlamına geliyor. Bir toplulukla aynı çatı altında eksilmeden, özdeşlemeden ayrıksı bir şekilde durabilme imkânı sağlıyor. Bu sayede sanatçılar kendilerini inşa ettikleri mekanlarda yaşam bulabildiklerinde aynı hayali mıntıkanın mensubuna dönüşerek komşuluğu, kolektivizmi ve yalnızlığı deneyimliyorlar. Ortak muhitlerde ve semtlerde konumlanmalarının nedenlerinden biri de bu. “Hayali” diyorum; çünkü mekanların kalıcılığından ziyade, ortak inançlar ve duygular, benzer düşünsel-estetik zeminler üzerinden zihinsel bir coğrafyadan söz ederken buluyoruz kendimizi.

Bu çerçevede bir han sakini olarak deneyimlediğim kısa sürede sanatçıların mekanına dönüşen Tokatlıyan Han’a, arşivlerde yer alan anlatılar aracılığıyla erişilen Tarlabaşı’ndaki Manastır’a, toplumsal mücadeleye tanıklık ederek kaybını gözlemlediğim Narmanlı Han’a yakından bakacağım.

 

Tokatlıyan Han’ın Yeni Ekosistemi

Tokatlıyan Han eskimiş, köhnemiş ve insansız halinden kısmen de olsa kurtulduğu bir sıçrama gerçekleştirdi. 2022 yılından bu yana handa münferit varoluşlarının yanı sıra yer yer kolektif hareket edebilen bir topluluk oluştu. Bu topluluğun oluşumuna başından itibaren tanıklık etmek ve katkı sağlamak, zaman içinde mekanın ve insan ilişkilerinin değişimini kesintisiz olarak kavrayabilmek anlamına geliyor.

2022 yılında makul fiyatlı atölye arayan sanatçıların handa oda kiralamaya başlamalarıyla hanın havası değişti. Sanatçı topluluğu genişledikçe bir komşuluk atmosferi oluştu. Geçen zaman içinde mekanın ve insanların ve sanatsal üretim pratiklerinin değişimini gözlemlemek ilginçti. Tokatlıyan Han sanatçılar için bir yaşam alanına dönüşerek yeniden mekansallaştı. Hanın köklü ve uzun tarihi içinde minicik bir çentik olsa da bu oluşum sanatçıların hayatında üzerine düşünmeye, anlatmaya ve yazmaya değer bir vaka olarak anlam kazandı.

Solda Tokatlıyan Han’ın İstiklal Caddesi’ne bakan ana girişi, sağda hanın yan girişi, Şubat 2021, Fotoğraf: Orhan Cem Çetin

Düşünmek ve yazmak için aradığım “kendime ait bir odayı” Tokatlıyan Han’da buldum. Hanın ruhuna uygun olarak odama atölye yerine avukat ve muhasebecilerin isimlendirdiği şekilde yazıhane demeyi seçtim. Bir araştırmacı olarak hanı “içeriden” gözlemlemek gibi bir amacım olmasa da yerleştiğim andan itibaren bir etnograf gibi gözlem yapmak ve tanıklık biriktirmek çok başat bir reflekse dönüştü. Bu refleks kayda dönüştükçe, bugünün tarih yazımına küçük de olsa bir katkı potansiyeli kazandı. Bir etnograf gözüyle hanla ilişkime dair tuttuğum ilk notlardan biri:

Bu handa yıllardır bir hayalet gibi geziniyorum. Neredeyse on beş yıldır, çoğunlukla Beyoğlu’nda yalnız olduğum zamanlarda, hanın önünden geçerken aniden direksiyonu içeri kırıyor; iki iş ya da koşuşturma arasında kısa bir gezintiye çıkıyorum. Hanın içine her girişimde bildiğim bir dükkân kapanmış ya da sahipleri hanı terk etmiş oluyor. Yerlerine yeni insanlar da gelmiyor. Dükkanların içinde üreterek ömür geçirenler burayı terk ettiğinde, dükkanların renkli vitrinleri yavaş yavaş kararmaya başlıyor. Camekanın arkasından görünen kalıntılar kısa sürede tozla kaplanıyor. Burada zamanın kokusu keskin. Hanın girişinde beni kapıda karşılayan, morlara bürünmüş kadının sepetindeki keselerden süzülen buram buram lavanta kokusunu alıyorum.

Handa kalanlar da giderse ne olur? Bu mekan, insanlar olmadan yalnızca mekanın kaba iskeleti ve içindeki izler aracılığıyla geçmişini taşıyabilir mi? Geçmiş yaşamdan kalan işaretler yaşayanların hafızası aracılığıyla bedenleşemiyorsa yaşamayan mimarlık, öznelerini kaybetmiş tarih ya da kesintiye uğratılmış bellek nasıl işimize yarayacak? Bu sorularla birlikte ruhunu nispeten koruyabilmiş olan bu handa içine yerleşeceğim kilisenin arka bahçesine bakan o kendime ait kılacağım odayı arıyorum. (Mayıs, 2022)

Düşünsel bir üs kurmak için yerleştiğim han, müşterek bir yaşam alanına, yer yer otonomiye imkân tanıyan kolektif bir mekana dönüştü. Köhnemiş ve terk edilmişlik duygusunun baskın olduğu, artık yaşama döndürülemez olarak hafızalara kazınmış, 2000’li yıllardan bugüne içindeki dolaşımın ve hareketin giderek azaldığı bu yer, sanatçılarla birlikte yeniden canlandı. Şatafatlı zamanlarıyla kıyaslanamasa da, küçük esnafıyla bir üretim mekanı olma işlevini kısmen sürdürüyor. Küçük esnaf ve sanatçılar, bu ortak mekanı paylaşarak aynı ekosistemin parçalarını oluşturuyorlar. Beyoğlu’nu derinden etkileyen, soylulaştırmanın yersiz-yurtsuz bırakan doğasına karşı durabilmek için bu kültürel ekosistemi koruyabilmek önem taşıyor.

Tokatlıyan, sanatçılar için kendine özgü bir mekansal deneyim: Gözden ırak olmasının yanında merkezi bir konumda, canlılık içinde kuytu yaratmaya müsait; tarihinden kopmamış yani kaybedilmemiş, sanatçıların gelişiyle de ritmini yeniden bulmuş bir yer. Beyoğlu’nda sermayeye teslim edilen pasajlar ve hanlar arasında hala eski ruhundan tamamen uzaklaşmamış bir yapı. Hanın ikinci ve üçüncü katına yerleşen sanatçılardan[1] epeyce önce burada bulunan sanatçılar da var.[2] Kalan Müzik’in yanı sıra, zaman içinde hanı mesken edinen müzisyenler ve yaklaşık on yıldır burada stüdyosunda Ermeni müziği odağında alternatif müzik üreten Vomank grubu burada.[3] Handa müzisyenlerin varlığı mekanın seslerini çeşitlendirdiği gibi görsel sanatlarla müzik arasında disiplinler arası bir etkileşimi de mümkün kılıyor. Tokatlıyan Oteli’nin geçmişte sanat, edebiyat ve müzik dünyası için uğrak bir yer olduğu bilgisini de hatırlatayım.[4]

Hanın sanatçılar için bir yaşam sahasına dönüşmesinde benim de tesadüfen bir rolüm oldu. Burada yazıhane kiraladıktan sonra atölye arayan sanatçıların ve kültür insanlarının oda kiralamalarına ön ayak olmak kartopu etkisi yarattı. Tanıdık isimlerin başka isimleri buraya davet etmesiyle, birbirini tanıyan ve yeni tanışıklıklar yaratarak dayanışmayı önemseyen bir topluluk oluştu.

Kısa süre sonra, Balo Sokak’taki Akademililer Sanat Merkezi’nin kullandığı binanın tadilata girmesi de buranın dönüşümünde başka bir etken oldu. Tokatlıyan’ın eski binalarına yakınlığı sebebiyle yeni atölye mekanlarını hana kaydırdılar. Sonuçta iki yıl içinde han küçük bir mahalleye dönüştü. Sadece atölye kiralayan sanatçılar değil, hanla bağ kuran ve arada ziyarete gelenlerin sayıları da epeyce arttı. Misafirler giderek çoğalıyor, sanat alanının güncel tartışmaları kalabalık konuşmaların konusu oluyor. Birbirine nöbetleşe modellik yapan sanatçılar; eskizler, desenler, boyalar birer ekslibrise dönüşen han kapılarının önüne yayılıyor. Mekanı sarmalayan zaman ile dış dünyanın zamanı arasındaki fark hissediliyor.

Etnograf refleksiyle Tokatlıyan’da bir günün akışını anlattığım saha notlarından bir kuple:

Beyoğlu’nun erken saatlerini seviyorum. Herkes dükkanını açıp önünü süpürme ve mal yükleme telaşındayken hayatın uyanışına şahit oluyorum. Beyoğlu’nun tüm farklı halleri içinde emeğin ve yaşam enerjisinin en çok hissedildiği anlar bunlar sanırım. Kargalar geceden kalan çöpleri kurcalıyor. Yüküm varsa tramvaya biniyorum, yoksa Tünel’den hana doğru, handa o günümü nasıl geçireceğimi düşünerek yürüyorum. Hana genellikle ana giriş kapısından giriyorum. Saat çok erken değilse lavanta satan Sevinç Abla kapıda oluyor. Onunla konuşarak güne başlamak iyi geliyor. Asansörün önünde canlı renkte gömleğiyle ve güler yüzüyle İsa beni karşılıyor. Hana gelişimden bu yana onunla ayrı bir hukukumuz var. Asansöre kartımı basıyorum. İkinci kata vardığımda henüz kimse gelmemişse, koridordaki elektrik şalterini çeviriyorum ve katın ışıklarını yakıyorum. Sanatçıların odalarının kapılarındaki resimlere göz gezdirerek “botanik” bahçesine bakan pencerenin önüne geliyorum. Yaz günüyse han boşluğundaki açık pencerelerden kimlerin orada olduğunu kontrol ediyorum. Bir nefes alıyorum. Koridordan kıvrıldıktan sonra anahtarlarımı şıkırdatarak odama varıyorum. İlk iş kahve yapmak ve kahve olurken çiçekleri sulamak. Gün işte böylece başlıyor. (Mart, 2023)

Sanatçıların üslupları ve üretim pratikleri, dolayısıyla sanatla kurdukları ilişki birbirinden oldukça farklı. Dayanışma ihtiyacına, politik bakışa ve yaşamın ritmine göre yakınlıkların değişkenlik gösterdiği bir ortam var. Hanın monolitik ve homojen olmaması bir avantaj olmakla birlikte, kolektif işlere yönelik ortak karar alma süreçlerinde kuşaklararası iletişim, yatay örgütlenme ve hiyerarşik söyleme dair farklı tutumlar da göze çarpıyor. Han sanatçılarının ortak ilkeler etrafında buluşmuş bir inisiyatif olmadığı, komşuluk zemininde bir araya gelmiş bir sanatçılar topluluğu olduğunu söylemek daha doğru görünüyor. Handa yıllar boyunca yaşayan ve üreten kesimler değişirken anlatılarla birlikte mekanın hafızası da yeniden kuruluyor, katmanlı ve derinleşen bir gündelik hayat bilgisi birikirken artık kira bedellerinin sanatçılar için makul olmayışı gelecekle ilgili belirsizliği derinleştiriyor.

 

Tarlabaşı’nın Manastırı

Sanatçıların sahası sayılabilecek bir başka örnek olan Manastır’ın da aynı Tokatlıyan gibi mimari ve tarihsel nitelikleriyle özgün bir hikayesi var. İstanbul Sanat Merkezi adıyla anılan Manastır, Tarlabaşı’nda sanatçılar için yaşam alanına dönüşüyor. 1843 yılında aslen Ermeni Katolik Kız Okulu olarak hizmet vermeye başlayan Beyoğlu Anarad Higutyun Mektebi, 1982 yılında semtin okul için uygun olmadığı gerekçesiyle kapatılıyor[5] 1988 yılında Cahide Sonku’nun hikayesini anlatan Cahide isimli TRT dizisinin mekanı olması, sanatçılar için serüvenin başlangıç noktası. Anarad Hığutyun Vakfı ile anlaşmaya varılmasıyla mekan, film platosu olarak işlev görmeye ve sanatçılarla ilişkilenmeye başlıyor. Bu süreç 2006 yılına kadar devam ediyor. Tiyatrocular, ressamlar, performans sanatçıları, dansçılar, oyuncular, dernekler ve tanınmış simalar mekana peyderpey yerleşiyorlar.[6] Mekana özgü performanslarla yenilikçi tiyatro biçimlerinin gerçekleştiği, terasta gece programlarında müzik dinletilerinin ve partilerin yapıldığı, ressamların üretime devam ettiği bu yer aynı zamanda bağımsızların ve toplumsal hareketlerin de belleğinde yer buluyor.[7] Manastır, 2007’de Toros Anonim Şirketi’ne aslına uygun biçimde bakım ve onarım koşuluyla kira karşılığında tahsis ediliyor.[8] 2013 yılında ise beş katlı binanın Tarlabaşı Yenileme Projesi kapsamında otuz yataklı bir otele dönüşeceği haberleri dolaşıma giriyor.[9]

 

Solda "Godzilla Selahattin" ve Fransız koleksiyoncular, Erkan Özdilek Arşivi, sağda Derya Yılmaz ve Deniz Yılmaz, Erkan Özdilek Arşivi, Salt Araştırma[10]

1980 darbesinin yıkıcı etkileriyle şekillenen 1990’lı yıllar, sermaye ile sanatın ilişkisinde neoliberal ekonomik birikimin belirleyici olduğu bir dönemi işaret ederken, sanatsal ifadenin ve yaratıcı güçlerin mekansal olarak örgütlendiği bu yapı kayıt dışı ve bağımsız bir biçimde varlık gösteriyor. Politik baskıyla sıkışan alan, akıntıya karşı yüzme refleksine yönelen kolektif bir tutuma ev sahibi oluyor. Dışlanan kimliklerin, yerli ve yabancı göçmenlerin, yeraltı kültürünün meskeni olan Tarlabaşı’nda, mahalle sakinleri ve sanatçılar arasında “soylulaşmayan” bir beraberliğin sembolü sayılabilir Manastır.[11]

2000’lerde Tarlabaşı’nda bu binayı ilk gördüğümde tuğla kırmızısı sıvası, tavan genişliklerini işaret eden kat aralıkları, kemerli pencereleri ve süslemeleri radarıma takılmıştı. Ancak buranın sanatçıların vahasına dönüşen eski bir okul binası olduğunu henüz bilmiyordum.

Solda Manastır, Fotoğraf: Volkan Aslan (2016) ve sağda Manastır iç mekan, Feyyaz Yalçın Arşivi, Salt Araştırma[12]

Cetvelle çizilmiş bir kesik gibi, Tarlabaşı’nın bir bulvar aracılığıyla Beyoğlu’ndan koparılışını anlatan ve yönetmenliğini Hilmi Etikan’ın üstlendiği Tarlabaşı… Tarlabaşı… filmini izlemek, sarsıcı bir deneyimdi. [13] İkinci Dünya Savaşı’na özgü film sahnelerini andıran, harabelik duygusunu iliklere kadar hissettiren o filmde, gelecek endişesini gözlerinde okuyabileceğimiz, mahallesinin yıkımını penceresinden acıyla ve şaşkınlık içinde seyretmek mecburiyetinde bırakılanlar vardı. Tarlabaşı Bulvarı’nın kenarında sanatçıların yaşamıyla filizlenen Manastır’ın açılışı henüz bir yılını doldurmadan Tarlabaşı… Tarlabaşı… filmi ödül aldı.[14] Ben filmi seyredeli yirmi yıldan fazla bir zaman oldu. Bugünlerde, filmde Çiçek Pasajı’nda yakasından gülünü eksik etmeyen akordeoncu Madam Anahit’in, bina yıkıntıları önünde müziğiyle tuttuğu yasın görüntüleri sosyal medyada yeniden dolaşıma girmiş durumda.

 

Solda Madam Anahit, Fotoğraf: Manuel Çıtak, sağda Tarlabaşı yıkımı, 1986, Fotoğraf: Sinan Turan, Bülent Eczacıbaşı Vakfı Fotoğraf Araştırma Merkezi Arşivi

Bu kent neoliberal politikalar eşliğinde yıkımla biçim değiştirirken şehrin yaratıcı özneleri nefes alabilecekleri yeni mahzenler arıyor, nadiren de olsa buluyor. Ancak yeni dinamikler bu mekanları da dönüştürüyor ve sonunda onlar da kaybediliyor. Buna rağmen, mekanların auraları, sıra dışı insanlar ve tanıklık edilen olaylar ortak bir hafızaya kazınıyor. Kayıplar zamana yayılmakla birlikte zihinlerde varlıklarını sürdürüyor.

Manastır ve Tokatlıyan arasında mülkiyetleri, Ermeni kilise vakfı eliyle yönetilmeleri, gayrimüslimlerin mirasıyla şekillenmeleri, çokkültürlü ve farklı disiplinlerin alanı olabilmeleri gibi epeyce ortak payda var. Manastır’da oda kiralamak isteyenler arasından özellikle sanatçıların seçilmesi, Tokatlıyan’da belli katlarda ortak yoğunluklara dikkat edilerek hareket edilmesi gibi ortak eğilimler de var. Tokatlıyan’da geçmiş deneyimler ışığında mekan kiralamak isteyenlerle mülakat benzeri bir görüşme yapılıyordu. Mekana kabulün diyalogla gerçekleşmesi buradaki komşuluk ekosistemini gözetmek içindi. Bu eski iki mekanın başka bir ortak noktası ise konforsuz nitelikleri olabilir. Örneğin Manastır’da atölye sahibi sanatçılardan biri olan İnci Eviner’in tuvalet şartlarının çok kötü olduğunu vurguladığı röportajını[15] okurken aradaki on beş yıllık farka rağmen Tokatlıyan’da bir yıldır tuvaletlerin yenilenmesi konusunda çetin bir mücadele verdiğimiz aklıma geliyor. Bugünün modern yaşam beklentilerini karşılama konusunda eksikliklere rağmen her sabah İnci Eviner gibi biz de büyük bir heyecanla hana gidiyoruz. Eskimiş yüzeylerin ve nesnelerin zamanı genişlettiği, kokuların, renklerin ve karşılaşmaların gündelik hayatı biçimlendirdiği bir mekanda olduğumuz duygusunda ortaklaşıyoruz.

 

Yurdu ve Ruhu Yitmiş Narmanlı

Beyoğlu’nda sanat ve kültür tarihi açısından sanatçıların tarihsel olarak yaslandığı, sanatsal üretim pratiklerini doğrudan etkileyen ama bununla sınırlı kalmayan, toplumsal alanın besleyici bir kaynağı ve uğrak noktası haline gelen Narmanlı Yurdu da yaşanabilir bir Beyoğlu’nun çokkültürlü evrenine su taşıyan yerlerden biriydi. Manastır’da olduğu gibi aynı avluya bakan sanatçı odalarıyla[16], Tokatlıyan’da olduğu gibi farklı kültürel kavrayışların ve sanatsal ifade biçimlerinin aynı yaşam alanını paylaştığı bir dünyaydı. İstiklal Caddesi’nin yoğun yaya akışından içeri doğru kıvrıldığınız anda; kedilerin, havuzu çevreleyen akasya ve mor salkımların arasından geçtiğimiz, insani ölçeğiyle varlığına şaşırdığımız bir dokusu vardı. Yetmiş yılı aşkın bir süre boyunca hanın bekçiliğini üstlenen Raşit Bey[17] ve ailesinin geçmişini bilmek, 1970 yılında hana gelen ve o tarihten itibaren burada yaşayan Miktat Şahin’in yaşamına kısmen tanıklık etmek, hanın tarihini yerinden edilme hikayeleri ile birlikte düşünmemi sağlıyor. Handan gelip geçenlerin, sanatçıların ve yazarların anlatıları sayesinde hanın hikayesi bugüne ulaşıyor.

Solda Narmanlı Han içinden İstiklal Caddesi’nden giriş kapısına bakış, 2014, Fotoğraf: Eda Yiğit, sağda Narmanlı Han’ın avlusunda yıllardır yaşayan Miktat Amca ile Narmanlı Han eylemindeyiz, 2016

Abdullah Biraderler’in fotoğrafhanesi Narmanlı’daydı. 1940’lı yıllarda Ahmet Hamdi Tanpınar Huzur romanını burada yazdı ve Narmanlı’da oluşu kitabının karakterlerine yansıdı, İstanbul ile ilişkisine nüfuz etti.[18] Tanpınar’ın odasının pencerelerini perde yerine gazete kağıtlarıyla kapladığı ve makul bir miktarda kira ödediği bilinir.[19]

Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Aliye Berger, Heykeltıraş Firsek Karol ve Zühtü Müridoğlu da Narmanlı’da atölyeleri olan sanatçılardır. Hana sık sık gelip gidenler arasında Haldun Dormen, Sabahattin Eyüboğlu ve Türkiye’nin ilk kadın heykeltraşlarından Mari Gerekmezyan[20], ressam Zeki Faik İzer, Adalet Cimcoz ve Mehmet Ali Cimcoz vardır. Sofralar, şarkılar ve sohbetler…

Solda Ayla Erduran, Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki atölyesinde kemanıyla[21]. sağda Ayla Erduran, Aliye Berger’in Narmanlı Han’daki atölyesinde tabloların önünde[22],1964, Eliza Day Arşivi, Salt Araştırma

D grubu sanatçılarının ilk resim sergisi burada açıldı. Resim sergilerinin açıldığı Mimoza Şapkacısı da alt kattadır. Ulus Gazetesi’ne çalışan Neş’et Atay, Jamanak Gazetesi, Andrea Kitabevi ve yeraltı kültürüyle ilişkisi vurgulanarak anılan sahaf ve plakçı dükkânı Deniz Kitabevi handaydı.[23] Suriye Apartmanı’nda idarehanesi bulunan Rumca Apoyevmatini Gazetesi burada basıldı.[24] 2000’li yıllarla birlikte handan kiracılar çıkmaya ve han boşalmaya başladı. Arif Keskiner’in tanıklığı bu atmosferi şöyle özetler:

Narmanlı Han’ın içinde Bedri Rahmi’nin atölyesi vardı. Sonradan galeri oldu orası filan. Üst katta da Halikarnas Balıkçısı’nın kız kardeşi Aliye Berger onun üst katta atölyesi vardı. Ayda bir filan orada bir kokteyl verirdi Aliye abla. Biz de giderdik bedava içki içmek için. Sarı votkalar yapardı […] Yıllar sonra Abidin abinin ilk sergisi Narmanlı’da açıldı. Bedri Rahmi’nin Galerisi’nde. Ben de birkaç tane resim aldım oradan, kardeşime de aldırdım. Abidin abiyle tanışmıştım Moskova’da yıllar önce. Narmanlı Han’ın öyle bir şey vardı. Bir de orada Atıf abinin ilk ortaklık yaptığı Yerli Film diye bir şirket kurmuştu. Orhan Günşınay’la ortak. İlk yazıhanesi oradaydı Narmanlı’da. Girişte karşıda solda. Güzel bir yerdi.[25]

Solda Aliye Berger'in atölyesi/evi (Narmanlı yurdu)[26], 1965, sağda Aliye Berger atölye/evinde[27], 1965, Salt Araştırma Arşivi

Narmanlı Han, 1831 yılında Rus Sefaret Binası olarak inşa edilen Beyoğlu’nun en eski yapılarından biriydi. 19. yüzyıl ortalarından itibaren Rus hapishanesi olarak kullanıldı, 1917 Ekim Devrimi’nden sonra İstanbul’a gelen Rus mültecilerle handa hayat canlandı. Troçki de Büyükada’ya gitmeden önce Narmanlı’da ve Tokatlıyan Oteli’nde kalmıştır.

1933 yılında Erzurum’un Narman ilçesinden tüccar kardeşler Avni ve Sıtkı[28] Narman Narmanlı’yı satın aldılar. Para kazanmaktan yana derdi olmayan kardeşlerin sanata olan sevgisi ve aza tamah eden tutumları sayesinde hanın odalarının ucuz bedellerle sanatçılara ve yayınevlerine kiralanmasıyla Han bir yurt, sanatçıların yuvası oldu.[29] Bazen mekanların toplumsallaşması, insani ilişkilerle örülmüş ortak bir alana yapılan mütevazı bir davetle başlıyor. Burada kurulan dünya, mülk sahiplerini mekanın minnettarlık duyulan gerçek sahiplerine dönüştürüyor.

Solda Narmanlı Han, 2014, Fotoğraf: Gökhan Tan, Atlas Dergisi[30], sağda restorasyon sonrası, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Şehir Planlama Müdürlüğü[31]

Narmanlı Han’da, toplumsal hareketlerin özneleri ve sivil toplum bileşenlerinin katılımıyla, yapının özgün dokusunun korunmaması, bellekteki yerinin yaralanması, avludaki ağaçların kesilmesi, mekanın ticarileştirilmesi gibi gerekçelerle eylemler düzenlendi. Narmanlı Han’ın kendi tarihine tezat olarak dönüştürülmesi eleştirildi.

Eskiye dair hatırımda kalanlar var. Narmanlı’nın kapısından bakardım. Miktat Amca avludaysa bir hâl hatır sorar, çayını içerdim. Ziyaretler sıklaştıkça yavaş yavaş kedileri de tanımaya başladım. Ailecek sevdiklerini bildiğim için annemin mevsiminde yaptığı meyve kurusu ya da pestilden götürürdüm yanımda. Miktat Amca son görüşmemizde “Geçmişi anlatmak için biraz daha zamana ihtiyacım var,” demişti. İhtiyaç duyduğu o zaman dolmadan Narmanlı’yı terk etmek zorunda kaldı ve bir süre sonra da hayatını kaybetti. Kederlerine tanığız.

Zeki Müren, Orhan Gencebay, Müjdat Gezen, Atıf Yılmaz hepsini anlatacağım ama bana zaman tanıyın. Zor bir dönemden geçiyorum. Narmanlı’nın kitabını yazmayı bile düşünüyorum. Konuşurken şimdi herkes gözümün önüne geldi. Aliye Berger, Bedri Rahmi, Ferit Edgü… Babamın iyi hatırladığı Ahmet Hamdi Tanpınar’ın hep kucağında taşıdığı bir siyah kedisi varmış. Ben burada hep kalburüstü, kültürlü insanlarla yaşadım. Narmanlı’nın kedilerine her gün yemek getiren Sarkis Bey, balık pazarından onlara yemek taşıyan Meral Hanım vardı. Meral Hanım varını yoğunu kedilere yedirdi. Babamla beraber beslerlerdi. Avukatlık, hakimlik, veterinerlik neredeyse her şeyi bilen Dalay Lama ile üç sene kalan Turan Bey vardı… (Mayıs 2015) [32]

Aklımdaki sorular çeşitleniyor. Acaba eskiden hanın girişinde asılı duran “Narmanlı Han No: 390” tabelası şimdi nerede? Bugün ancak bu tabelanın taklidiyle karşılaşıyoruz.

Solda Karikatürist Cem Dinlenmiş tarafından 2020 yılında World Literature Today bahar sayısının kapağında çizdiği Narmanlı Han[33], sağda Han kapısı, Fotoğraf: Eda Yiğit, Şubat 2014

Bundan sonrası öznelerin değiştiği ama benzer hikayelerle karşılaştığımız bir süreç. Narmanlı Han Erkul Kozmetik’in sahibi Mehmet Erkul ve Eteksan Tekstil’in sahibi Tekin Esen tarafından 57 milyon dolara satın alındı. Restorasyon çalışması iki buçuk yıla yakın sürdü. Sadece Miktat Amca ve ailesi değil, avluda yaşayan kediler de yerlerinden edildi. Önce Tünel civarına, ardından Beyoğlu’nun farklı köşelerine dağıldılar. Bu yüzden Narmanlı, bir ailenin ve yüzlerce kedinin yerinden ediliş öyküsünün mekanıdır.

Paraya tahvil edilemeyenle ilgili olan bu örnekler, öznelerin mekanla kurduğu ilişkiye dair tahayyüllerimizi zenginleştiren ve sanat alanındaki ihtiyaçlar üzerine düşünmemizi gerektiren referanslar taşıyor.

Sanatçı ekosistemiyle beraber zaman içinde kaybettiğimiz Manastır ve Narmanlı, üreten öznelerin sahiplenebileceği mekanlar olmaktan çıktılar. Tokatlıyan Han ise potansiyellerini aktarmaya çalıştığım bağlamın dışında Beyoğlu’nda rayiçlere yaklaşan kiralar yüzünden sanatçılar için kalıcı bir mekan olmaktan uzaklaşıyor. Geçici, ticari beklentilerin öncelikli sayılarak yönetilmesinden endişe duyulan bir yere dönüşüyor. Beyoğlu’nda yeni bir atölye kurmanın zorlukları ve imkansızlıkları üzerine endişelenirken İstanbul’un başka bir semtinde ya da başka bir şehirde var olmanın ekonomik olarak kronik ve can yakıcı bir sorun olduğunu da unutmamak gerek.

Kaynaklar ve Notlar

[1] Tokatlıyan Han’ın etkinliklerinde 2024 yılında duyurulan güncel sanatçı listesi şöyledir: Resim alanından Ahmet Arif Merey, Alireza Mojabi, Ataman Oğuz, Başak Canher, Beyza Gökay, Demet Yalçınkaya, Eda Ağaoğlu, Joel Menemşe, Fikriye Pakkan, Hristo Özkurkudis, Merih Yıldız, Resul Aytemür, Semra Çelik, Serap İskender, Sibel Tarhan Kasapoğlu, Songül Canerik, Tolga Boztoprak, Vasıf Pehlivanoğlu, Yalçın Bulut; resimle birlikte performans, heykel, müzik gibi farklı alanlarda da üreten Gülhan, Orçun Beslen, Özge Akdeniz, Murat Melih Özen, Zeliha Demirel bulunuyor. Ali Ekber Kul (Dramaturji), Aramis Kalay (Fotoğraf), Aylin Pakova Çil (Mimar, Seramik), Eda Yiğit (Küratör ve Araştırmacı), Erin Aniker (İlüstratör), Erkan Canan (Gazetecilik), Çiğdem Şimşek (Felsefe), İlyas Ceran (Müzikoloji), Sinan Akcan (Dramaturji), Sonat Çavuşoğlu (Heykel) ve Süreyya Su (Yazar) ve Vomank müzik grubu üyeleri Ari Hergel, Lara Narin, Tayis Mutlu, Rupen Melkisetoğlu, Saro Usta hanın üyeleridir. [1]

[2] Örneğin, Kirkor Sahakoğlu ve Aret Gıcır uzun zamandır burada atölyeleri olan sanatçılar arasındadır.

[3] Vomank hakkında daha detaylı bilgi için bkz. Kaynak: Yiğit, Eda. 2025. “Independent in Istanbul: Cultural Ties, Realised Dreams.” Reset! Network. Erişim 11 Ocak 2026 https://reset-network.eu/independent-in-istanbul-cultural-ties-realised-dreams/

[4] “Tokatlıyan, sekiz yıllık ömrü yangınla noktalanan bir tiyatro binasının yerine Mimar Alexandre Vallaury tarafından inşa edilen ve 1897 yılında hizmete giren Mıgırdiç Tokatlıyan’ın sahibi olduğu bir oteldir.” Kaynak: Yiğit, Eda. “Kentin Sahasından Sanatçıların Sahasına: Tokatlıyan Han.” Çapak Dergi. Erişim 11 Ocak 2026 https://www.capak.org/elementor-4632/

[5] Ermeni Haber Ajansı. “İstanbul’daki 193 yıllık Ermeni Rahibe Okulu Otel Oluyor.” Erişim 01 Eylül 2014. https://www.ermenihaber.am/tr/news/2013/05/02/%C4%B0stanbul%E2%80%99daki-193-y%C4%B1ll%C4%B1k-Ermeni-rahibe-okulu-otel-oluyor/18177

[6] Salt. “Manastır (İstanbul Sanat Merkezi).” Salt Online. Erişim 12 Ağustos 2024. https://saltonline.org/projects/manastir/

Salt ve Sanatçı Volkan Aslan işbirliğiyle hazırlanan Manastır [İstanbul Sanat Merkezi] Sözlü Tarih Projesi kapsamında Manastır’ın mekanını kullanan kişi ve gruplarla görüşmeler, görsel ve işitsel materyallerden oluşan havuz erişime açıktır ve Manastır’dan yolu geçenlerin isimleri paylaşılır.

[7] Açık Radyo. “Manastır.” Erişim 4 Eylül 2024. https://acikradyo.com.tr/program/manastir

[8] Agos Gazetesi. “Anarad Hığutyun Yöneticilerine Hapis İstendi.” Erişim 24 Ağustos 2024. https://www.agos.com.tr/tr/yazi/5787/anarad-higutyun-yoneticilerine-hapis-istendi

[9] Öztürk, Erhan. “183 Yıllık Rahibe Okulu Küllerinden Doğuyor”. Sabah Gazetesi. Erişim 24 Ağustos 2024. https://www.sabah.com.tr/yasam/183-yillik-rahibe-okulu-kullerinden-doguyor-2393232

[10] Salt. “Manastır (İstanbul Sanat Merkezi).” Salt Online. Erişim 12 Ağustos 2024. https://saltonline.org/projects/manastir/

[11] Manastır’dan yolu geçen sanatçıları ve yapıları tek tek saymak zor fakat sanatçıların hafızasında yer etmiş birkaç ismi sıralamak mümkün. Sinema sektöründe set yapımlarında görev alan, mekanın kullanımını mümkün kılan Adnan Vurdevir, Türk sinema tarihinin önemli figürlerinden Godzilla lakaplı, Manastır’daki odasını setlerden topladığı malzemelerle neredeyse bir müzeye çeviren Selahattin Geçgel özellikle anılan isimlerdir.

Nural, Yetkin. “Duvarlar Dile Gelince: MANASTIR.” Bantmag. Erişim 4 Eylül 2024. https://bantmag.com/duvarlar-dile-gelince-manastir/]

Ek olarak Şule Ateş aktarımında şöyle paylaşır: “Ben ilk kez 1988 sonbaharında, sanki yine bir Kasım ayında, Murathan Mungan’ın hikayesinden uyarladığım, Kasım ile Nasır’ın provaları için, muhteşem bir oyuncu kadrosuyla birlikte girmiştim binaya. Engin Alkan, Jülide Kural, Bennu Yıldırımlar, Şebnem Sönmez, Yıldıray Şahinler, Ali İçözü şu an hatırlayabildiklerim (atladıklarım kendini hatırlatsın lütfen). Hepimiz henüz taze mezunlardık. Hep birlikte Manastır’ın bir odasının dökülen sıvalarını kazıyarak provalara başladık ama sonra devam edemedik. 1992’de, Yada Tiyatro’nun oyunu, Hüseyin Katırcıoğlu’nun yönettiği İsmene ile tekrar döndüm Manastır’a. Bu şapelde, Zişan Uğurlu’yla birlikte iki kez oynadık. O zaman Feyyaz Yalçın’ın fotoğraf stüdyosuydu.”

Ateş, Şule. Erişim 29 Kasım 2025. https://www.facebook.com/share/r/1ARWq8Cc7Z/]

[12] Salt. “Manastır (İstanbul Sanat Merkezi).” Salt Online. Erişim 9 Ekim 2024. https://saltonline.org/projects/manastir/

[13] Kamera Arkası, Tarlabaşı… Tarlabaşı… Erişim 4 Eylül 2024. https://www.kameraarkasi.org/yonetmenler/belgeseller/tarlabasitarlabasi.html

[14] Tarlabaşı filmi 1989 yılında Lozan’da düzenlenen “2. Festival Internatıonal du Film d’Architecture et ‘Urbanisme” de 710 film arasında ilk beş arasına girdi ve UPIAV ödülünü kazandı.

Filmin linki için bkz. Erişim 27 Aralık 2025. https://www.youtube.com/watch?v=rZ-m9d5r0eM

[15] Açık Radyo. “Kendimi Gerçekleştirebileceğim Bir Sahneydi Manastır (İnci Eviner)”. Erişim 4 Eylül 2024. https://acikradyo.com.tr/manastir/kendimi-gerceklestirebilecegim-bir-sahneydi-manastir

[16] “Kapıdan geniş bir iç avluya giriyoruz. Daha da iç taraftaki duvar çinilerle süslü.” Kaynak: Belge, Murat. İstanbul Gezi Rehberi. İstanbul: İletişimYayınları, 2013, 274.

[17] Yiğit, Eda. “Narmanlı Han Üzerine Cengiz Özdemir ile Röportaj: “Huzur”un ve Huzursuzluğun Mekanı.”, Mesele No: 87, 2014, 60-64.

[18] A.g.e

[19] XXI Mimarlık, Tasarım ve Mekan.“Beyoğlu Kent Savunması’ndan Narmanlı Han Açıklaması.” XXI, Erişim 11 Ocak 2026. https://xxi.com.tr/i/beyoglu-kent-savunmasindan-narmanli-han-aciklamasi

[20] Mari Gerekmezyan’ın evli olan Bedri Rahmi Eyüboğlu ile ilişkisinin ve Ermeni kimliğinin nedeniyle akrabaları ve sanat çevresi tarafından görmezden gelinir. Mari Gerekmezyan ve Aliye Berger hakkındaki tüm detaylar için bkz.  Günal, Asena ve Çelikkan, Murat. (2019). Hatırlayan Şehir: Taksim’den Sultanahmet’e Mekan ve Hafıza. Hafıza Merkezi, 2019. Erişim 11 Ocak 2026 https://hatirlayansehir.hakikatadalethafiza.org/narmanli-han/

[21] Keman sanatçısı Ayla Erduran’ın 2025 yılı ocak ayında hayatını kaybetti. Fotoğrafın sahibi Eliza Day ise önemli sanatçıların fotoğraflarıyla yaşadığı dönemi ve sanat çevresini belgeleyen bir fotoğrafçıdır.

Salt. “Ayla Erduran”. Salt Online. Erişim 11 Ocak 2026 https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/10955

[22] Salt. “Ayla Erduran”. Salt Online. Erişim 11 Ocak 2026 https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/10954

[23] Günal, Asena ve Çelikkan, Murat. (2019). Hatırlayan Şehir: Taksim’den Sultanahmet’e Mekan ve Hafıza. Hafıza Merkezi, 2019. Erişim 11 Ocak 2026 https://hatirlayansehir.hakikatadalethafiza.org/narmanli-han/

[24] Belge, Murat. İstanbul Gezi Rehberi. İstanbul: İletişimYayınları, 2013, 274.

[25] Prof. Dr. Asuman Türkün’ün yürütücüsü olduğu “Tarihi Kent Merkezlerinin Yeniden Yapılanmasında Belirleyici Faktörler ve Olası Senaryolar: İstanbul Beyoğlu Örneği” isimli araştırma kapsamında gerçekleştirilen sözlü tarih görüşmesinden alıntılandı. Beyoğlu’nu çok iyi tanıyan, gazeteci, oyuncu, yayınevi müdürü, sinema muhabiri, film yönetmeni, fotoromancı ve film yapımcısı olan Arif Keskiner 2024 yılının mart ayında hayatını kaybetti.

[26] Salt. “Aliye Berger”. Salt Online. Erişim 11 Ocak 2026 https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/41401

[27] Salt. “Aliye Berger”. Salt Online. Erişim 11 Ocak 2026 https://archives.saltresearch.org/handle/123456789/41403

[28] Hacı Mustafa Narmanlı’nın oğlu Sıtkı’ya dair şu bilgi paylaşılır. “Sıtkı adını verdiği ilk oğlu altı yaşındayken müziğe ilgi duymaya başladığında babası bir sonraki İstanbul seyahatinde ona bir enstrüman almaya karar vermiş. Mustafa Bey bir müzik aletleri dükkanına girip oğluna almak üzere aralarından birini seçebilmek için tüm enstrümanların çalınmasını istemiş. Sonunda sesini beğendiği bir enstrüman bulmuş. Bu bir kemanmış. Sıtkı sonraları keman sanatçısı ve öğretmeni Karl Berger’in öğrencisi olmuş.” J. K. Erkan, Kim Bu, çev. Zeynep Avcı (İzmir: Tudem Yayın Grubu, 2021), 120.

[29] A.g.e

[30] Atlas Dergisi. “Narmanlı Han’ın Tedirginliği”.  Erişim 1 Ağustos 2025. https://www.atlasdergisi.com/gundem/narmanli-hanin-tedirginligi.html

[31] İBB. “Narmanlı Han”. Erişim 11 Ağustos 2025. https://sehirplanlama.ibb.istanbul/narmanli-han/

[32] Narmanlı Han’ın avlusunda Miktat Şahin ile gerçekleştirdiğimiz sohbetten alıntı.

[33] X, Erişim 1 Aralık 2024. https://x.com/cemdinlenmis/status/1245693656708907010/photo/1

Lütfen bu sayfadan ayrılmadan önce Orta Format’a destek olmayı düşünün.

Orta Format, güncel sanat ve kültür politikaları üzerine yürüttüğü çalışmalarını belirli ilkeler doğrultusunda, bağımsız ve eleştirel bir hat üzerinde sürdürüyor. Hızla tüketilen içerik akışına karşı, sakin ve konsantre bir alan olmayı; sanat ve hafıza arasında kurduğumuz bağlarla arşivimizi güçlendirerek çok sesli bir ortam yaratmayı amaçlıyoruz. Sanatçıların ve kültür emekçilerinin mücadelelerini görünür kılmayı, entelektüel emeğin değerini savunmayı ve nitelikli bilgi üretimini sürdürmeyi temel sorumluluklarımız arasında görüyoruz.

Bu çabanın sürdürülebilirliği, sadece kolektif dayanışmayla mümkün. Siz de farklı yollarla bu sürece dahil olabilir, üretimin ve bilginin özgürce dolaşıma girmesine katkı sunabilirsiniz. Maddi destek sağlayarak, çalışmalarımızla paralellik gösteren kişi ve kurumlarla bizi buluşturarak ya da çeviri desteği vererek içeriklerimizin daha fazla okuyucuyla buluşmasına yardımcı olabilirsiniz. Orta Format’ı paylaşarak içeriklerimizi yaygınlaştırmamıza katkı sağlayabilir, böylece yazarlarımızı destekleyebilirsiniz.

Katkınız, Orta Format’ın bağımsız, eleştirel ve erişilebilir bir alan olarak varlığını sürdürmesine doğrudan destek olur.

Okuduğunuz ve dayanışmanın bir parçası olduğunuz için teşekkür ederiz.